4 mart cumartesi gecesi son kez baktım aynada memelerime ve o ana kadar hiç de farketmediğim ayrıntılarını farkettim. Daha önce hiç görmediğim benler vardı üzerinde, kıvrımlarını, üzerindeki belirgin damarları inceledim tek tek ve uzun uzun. İlk kez bu kadar çok ilgileniyordum çünkü ertesi sabah 35 senedir benimle olan bu arkadaşlardan sonsuza kadar ayrılıyordum. Onlarla o kadar aram yoktu ki ilgilenmek için son gecemizi tercih etmiştim. Tüm çirkinlikleri ve güzellikleriyle ne kadar da benim olmadıklarını tekrar çok iyi anladım. Ameliyat tarihinin belli olmasından ameliyatın bir gece öncesine kadar geçen bir haftalık sürede bazı tedirginliklerim oldu. Evet bu ameliyatı çok istiyordum bundan hiç şüphem yoktu. Kafam mı karışıktı, öyle miydi böyle miydi derken bana tedirginlik ve huzursuzluk veren şeyin adını o gece koydum: ailem.

Doktorla görüştükten sonra anneme söylediğimde “amaaan ne gerek var” dedi, çocukluğumdan beri memelerimle aramın olmadığını bilirlerdi. Onlara yansıttığım hep büyüklükleri üzerinden şikayetlerdi. Paranı kazan yaptır der gülerlerdi. Aile arasında bir tür geyiğe dönen bu meselenin üzerinde fazla durmaz gündelik sohbetlere devam ederdik. Daha bu sene açıldığım anneme doğrudan gidip “ben memelerimi aldırıcam” deme cesaretini gösteremedim. “Baya bi gidecekler” dedim sadece. Fiyatını sorduğunda ise ödediğimin yarısı kadar bir rakam söyleyip olayı onun açısından olabildiği kadar kabul edilebilir bir hale getirdim.

Babama söylediğimdeyse doğrudan “ben desteklemiyorum” tepkisini almak yeterince sinir bozucuydu. İzin istemediğimi veya fikir sormadığımı sadece bir ameliyata gireceğim için kendisini bilgilendirdiğimi, memelerimle mutlu olmadığımı, rahat edemediğimi, onları kendime ait hissetmediğimi söylediğimde verdiği cevap ben de ikinci bir dumur yarattı: “Bu tamamen bakış açısıyla ilgili, insanlar kambur ya da engelli doğuyor ve öyle yaşıyorlar”. Babam için mutsuz olduğum bedenimle barışmak tek çözümdü, heteroseksüel bir erkek olarak sistemin dışarıda bıraktığı bütün deneyimler onun için de yok hükmündeydi. Kambur ya da engelli insanların mutlu olup olmadıklarını nerden bildiğini bilmiyordum, ama imkanları olsa onların da durumlarını değiştirme hakları olduğunu söyledim. Uzatmadan ayrıldım yanlarından. Babam ameliyat sürecinde ve sonrasında, ben tamamen iyileşene kadar bir araya gelmemeye özen göstererek hem kendisi hem de benim için hayatı kolaylaştırdı.

Annemi de ameliyat sonrasında bir saat kadar gördüm, takip eden süreçte o da çok fazla ortalarda yoktu ve bu durum benim de çok işime geldi. Onlar için şımarıkça estetik kaygılarla bıçak altına yatma olarak değerlendirilen durum benim hayatımın olayıydı oysa ki. Bunun benim için önemini onlara yansıtabilseydim, açıklamaya sabrım ve cesaretim olsaydı belki aynı heyecanı, mutluluğu birlikte yaşardık. Bandajlar ve sargılarla geçen 2 aydan sonra dümdüz bir bedene sahip olduğumu yeni farkediyorlar. Ailemle memelerim arasında, ara sıra yakaladığım kaçamak bakışlardan başka bir ilişkilenme kalmadı.

En büyük desteğim canım sevgilim, kız kardeşim ve yakın arkadaşlarımdı o da bana yetiyordu. Seçilmiş ailem varken kimse beni yere düşüremezdi.

Ameliyatı öğrenen bir çok kişinin ilk sorduğu, merak ettiği bunun bir geçiş olup olmadığı, sürecin devam edip etmeyeceği oldu. Benim için bu ameliyat bedenimde olmasından mutlu olmadığım, bana ait hissetmediğim bir iki parçadan kurtulmaktı. Kendimi herhangi bir cinsiyete ait hissetmezken, iri memelerim bedenimi daha cok sevmemi engelliyor gibiydi. Ben ne memesiz bir kadınım, ne de memesiz bir trans erkek. Ben şu an sadece memesiz, düz bir bedene sahip bir insanım. Hayatımda hiç olmadığım kadar iyi hissediyorum kendimi. Keşke imkanım olsaydı da daha önceden yaptırabilseydim bu ameliyatı. Uzun süren, ağrılı, sonrası da sıkıntılı olan bir ameliyat olmasına rağmen bedenimde hissettiğim acılar benim için en fazla iğne batması kadardı. Acı eşiği oldukça düşük biri olarak, insanın yüksek motivasyonla acı üzerinde nasıl hakimiyet kurabildiğini kendi üzerimden deneyimledim.

Bu arada olumsuz tepkiler yalnızca ailemden gelmedi tabii. Yakınımdaki bazı insanların da rahatsız edici söylem ve sorgulamalarına maruz kaldığımda bu tip fobilerle başa çıkma deneyimimin hiç olmaması beni çok afallattı, serseme döndürdü. Ama bu da bir deneyim oldu benim için. O anlarda kendimi hem çok kötü hem de bir o kadar güçlü hissettim. Maddi, fiziksel ve psikolojik bütün zorlukları göze alarak bedenimi istediğim hale getirmiştim.
Kelimenin tam anlamiyla fobileri göğüslüyordum 🙂

Velhasılıkelam, alacağı tepkilerden, maddi yetersizliklerden, içselleştirilmiş fobilerinden, kafalarındaki kalıplardan çıkamamışlıklarından dolayı istemediği halde memeleriyle yaşayan çok insan olduğuna şüphem yok. Temennim bu insanların da benim artık aynaya baktığımda aldığım hazzı bir gün alabilmeleri.

Hazdan laf açılmışken benim de konuyla ilgili iki çift sözüm var… Sevgiliniz bedenine müdahale etmeye karar verince siz de o sürecin doğrudan parçası oluveriyorsunuz. “Cinsel hayatınız nasıl etkilenecek?”, “sen şimdi aynı şekilde haz almaya devam edebilecek misin?” “hislerinde bir değişiklik olur mu ki acaba?” gibi sorular ve türevleriyle çok sık karşılaştım son bir kaç ayda. Ameliyat kararını ilk duyduğumda benim aklıma gelen sorularsa bunlardan bambaşkaydı. “Canı çok acır mı?”, “ben işteyken kendi kendine nasıl yemek yiyecek? acilen bir refakaçi listesi yapmak gerek!”, “annesiyle birlikte ameliyathanenin kapısında beklerken ne konuşacağız?”, “iş yerindeki arkadaşları canını sıkacak bir laf eder mi?”… Özellikle yalnızken iyice kafama üşüşen bu sorular, onu çocuklar gibi mutlu gördüğüm her an dağılıveriyordu. Bunca zaman bir yük gibi taşıdığı memelerinden artık kurtuluyor, bedeninin sınırlarını baştan çiziyordu ve bu benim hiçbir zaman tam olarak anlayamacağım, ancak onun bakışlarından okuyabileceğim muhteşem bir histi. Kendisini trans erkek olarak tanımlamayan birinin memesizliği seçmesi ve bedenini özgürleştirmesi mümkündü ve kendi içinde kafa karıştıran bir güzelliği vardı. Her yanımızı kuşatan bedensel normların ve ikili cinsiyet sisteminin ortasına bir neşter atılacaktı ve ben bu sürecin sadece tanığı olmakla bile bir zafer kazanmış hissediyordum.

Bu süreçte seçilmiş aile denen şeyin ne olduğunu bir daha hatırladık… Sizi dünyaya getiren insanlar dünyada gerçekten nasıl yaşamak istediğinizle değil de nasıl yaşamanız gerektiğiyle ilgilenirken, varoluşunuzu sadece kabullenmekle kalmayıp bunu içtenlikle kutlayan çemberdekiler hayatta kalmak için olmazsa olmazlarımızdı. Ve iyi ki vardılar.

Bu arada merak edilen soruları da yanıtsız bırakmak olmaz, hayır cinsel hayatımız bu süreçten hiç olumsuz etkilenmedi ve ona karşı hislerim de hiç değişmedi. Onun özgür bıraktığı bedenini sevdiği kadar ben de seviyordum çünkü.