Keskesor, cinsiyet özgürlükçü, homofobi ve transfobi karşıtı bir insiyatif olarak Nisan 2012’de Diyarbakır’da kuruldu. Başta LGBTİ bireyler olmak üzere heteronormativite ve hegemonik erkeklikten muzdarip herkesi bir araya getiren Keskesor, katılımcıların kendini geliştirmeye yönelik kolektif çalışmalar yürüterek etkin ve sorumlu bir toplumsal katılımcılığı amaçlayan bir oluşum. Lezbiyen Biseksüel Feministler olarak Diyarbakır’da Keskesor’lu kadınlarla buluştuk. Keskesor’un politikasını, HÜDA-PAR baskılarıyla iptal edilen panellerini, diğer örgütlerle olan ilişkilerini, kendi iç ilişkilerini, savaşın yakıcılığını, Kürdistan’da lezbiyen, biseksüel, transkadın olmayı ve daha bir sürü şeyi konuştuk. Bize saatler yetmedi, konuşulacaklar bitmedi. Röportaj da elbet uzun oldu. Bu sebepten röportajımızı ikiye bölüp yayınlıyoruz. İlk kısmı şimdi, devamı haftaya…

Mücadele biraz şöyle algılanıyor ya, “Sadece LGBTİ’ler bu mücadeleyi verebilir…” Halbuki herkes bu sistemden etkileniyor. Keskesor oluşumu olarak kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Keskesor sadece LGBTİ alanında çalışma yapan bir oluşum mu?

Dilan: Ben daha çok homofobi ve transfobi karşıtı olarak tanımlıyorum. Çünkü bu noktada daha fazla kişiye ulaştığımızı düşünüyorum. Böylece heteroseksüelleri de içimizde barındırabiliyoruz. Mücadele biraz şöyle algılanıyor ya, “Sadece LGBTİ’ler bu mücadeleyi verebilir…” Halbuki herkes bu sistemden etkileniyor. Kimlik mücadelesi bence de önemli, ama kimlik mücadelesi bir yere kadar önemli. Daha kapsayıcı olabilmek adına “anti olmak” üzerinden muhalefet yürütmek bence daha sağlıklı. Mesela heteroseksizme karşı bir muhalefet…

Ceylan: İçimizde sadece LGBTİ’ler yok. Heteroseksüellerle de dayanışarak ilerliyoruz. İçimizde antimilitaristler var, vicdani retçiler var, ekolojistler var. Hetero ve LGBTİ karma bir grubuz.

Sibel: Biz meseleleri topyekûn bir sistem sorunu olarak görüyoruz.

Ceylan: Hem Kürt kimliğimizle hem cinsel kimliğimizle/yönelimimizle yani birden fazla sıfatımızla sistemle mücadele ettiğimiz için hep beraber mücadeleyi önemsiyoruz. Biz yalnızca panel düzenleyen ve konuşmalar yapan bir grup değiliz. Aynı zamanda sanatla ilgilenen bir grubuz.

Diyarbakırda yaşayan LGBTİ’lere nasıl ulaşıyorsunuz? Bir yayınınız vs. var mı?

Sibel: Bir kurumumuz ya da yerimiz yok. Genelde etrafımızdaki muhalif kesimlere/ kurumlara giderek ya da internet üzerinden iletişim ağını kuruyoruz. Mesela bir etkinlik olduğunda – bir panel düzenlemek istediğimizde ya da 8 marta katılmak istediğimizde – kurumlarla iletişime geçiyoruz. Bir sene önce buradaki kadın kurumlarıyla (SKM, Eğitim-Sen Kadın Komisyonu, DTK Kadın Komisyonu vs.) beraber 8 Mart’a gittik. Yine benzer kurumlarla “Rojava’dan Gezi’ye” başlıklı bir panel düzenlemiştik. Bu şekilde etrafımızdaki muhalif örgütlenmelerle sürekli paslaşıyoruz.

Fatma: Diyarbakır’da zaten Keskesor oluşumu biliniyor. Oluşumumuzun internet sayfası var, insanlar oradan ulaşıyor. Ya da bir kuruma başvuruyorlar ve kurum onları bize yönlendiriyor.

Ceylan: Dışa açık etkinlikler düzenliyoruz. Paneller, açılışlar insanlara bazen sıkıcı geliyor. Bir dönem film gösterimlerine ağırlık vermiştik. Gösterimleri öncesinde internetten duyurunca herkes arkadaşına söylüyor ve bayağı katılım oluyor. Oradan ulaşan epey insan oldu. Ayrıca 1 Mayıs- 8 Mart gibi günlerde eylem alanına bayraklarla gittiğimizde bayraklarımızdan bizi tanıyıp gelenler de oluyor.

Sibel: Film etkinliklerini arttırmamızın sebebi sadece panellerin sıkıcı olması değil. Biz yalnızca panel düzenleyen ve konuşmalar yapan bir grup değiliz, aynı zamanda sanatla ilgilenen bir grubuz. Böyle etkinlikler bizim yaptığımız işlerin bir parçası.

Fatma: Bir de film etkinliğinin şöyle güzel bir yanı var. Birisi panele geldiği zaman konuşmak zorunluluğu hissediyor, ama film etkinliğine kapalı olarak da gelebiliyor ve konuşma zorunluluğu yok. Ayrıca panele oranla daha kalabalık olduğundan görünmez de olabiliyor. Heteroseksist düzende daha kolay kamufle oluyor. Bizim kimliğimizle ve cinselliğimizle bir sorunumuz yok. Kimliğimizi sadece cinselliğimiz üzerinden de tanımlamıyoruz.

Yakın çevredeki LGBTİ örgütlerle ya da buradaki ve yine yakın çevredeki feminist örgütlerle iletişiminiz nasıl? Birlikte iş yaptığınız ve dayanışma kurduğunuz örgütler var mı?

Sibel: Durumumuz ilk kurulduğumuz zamana oranla biraz değişti. İkiye bölüp anlatmak istiyorum. İlk başta yakın çevrelerde, Antep’teki, Malatya’daki, Kars’taki, Dersim’deki, çok aktif olmamakla birlikte Van’daki arkadaşlarla çok sık gidip geliyorduk. Beraber piknik düzenliyorduk, etkinlikler yapıyorduk. Tabii Gezi eylemlerinin de etkisiyle çok güzel işler yaptık. Dersim’deki ilk Onur Yürüyüşü’nü hep beraber yaptık. Bir trans anması olduğunda dahi hemen geliyorlardı, biz gidiyorduk. Daha sonra Antep, Malatya vs. çok pasif duruma düştü. Çünkü arkadaşların çoğu öğrenciydi, okulları bitti ya da tatile girdi, memleketlerine döndüler. Orada homofobiyle mücadelede de daha zor tabii. Arkadaşların elinde olmayan sebeplerden dolayı iletişimsizlik oldu. Şimdi sadece Dersim’den bir arkadaşla iletişimiz var. O da zaten Diyarbakırlı ama Dersim’de okuyor. Ama bilirsiniz, zaten LGBTİ’ler birbirlerini çoğu zaman sosyal medyadan takip ediyor. Hala birbirimizi takip ediyoruz. Aslında savaş ortamından dolayı burada da bir süre birbirimizle görüşemedik, sönümlenme oldu. Geçtiğimiz günlerde bir araya gelip daha aktif olmak ve kendimize gelmek üzerine konuştuk.Diğer illerdeki LGBTİ’lerle olan o kısa birliktelikten sonra buradaki kadın kurumlarıyla iletişime geçtik. SKM, YDK, DTK, HDK, Kadın Akademisi gibi kurumlarla paslaştık. Jineoloji toplantılarına katılıyorduk. Onlar da bazen bireysel bazen toplu olarak bizim etkinliklerimize katılıyordu.

Fatma: Biz bir dernek değiliz. Bir arkadaşımız yurt dışında, biri Mardin’de, biri Ankara’da… Ama bulundukları yerlerde Keskesor adı altında çalışıyorlar. Başka şehirde yaşayan bu arkadaşların gidip gelmesi de oradaki örgütlerle iletişimimizi sağlıyor. Örneğin Ankara’da okuyan Diyarbakırlı bir arkadaş buraya geldiğinde bizimle iletişime geçti, “İki-üç ay buradayım, biz de orada kadın ve LGBTİ mücadelesi veriyoruz. Sizinle tanışmak ve deneyim aktarımı yapmak istiyorum” dedi. Ama tam o dönem çatışma dönemine denk geldi, aksadı. Sonuç olarak bu şekilde gelip gidenlerle de iletişim kuruyoruz.

Sibel: Kurumsal kimliğimizle beraber bireysel olarak da kişilerle görüşüyoruz. Cinsel yönelimimizi ya da kimliğimizi söylemeden diğer çalışma alanlarında insanlarla buluştuğumuz da oluyor. Mesela bir kere bir köye gitmiştik. Köyde hemen hemen hiç kimse askerlik yapmamış, hepsi vicdani reddini açıklamak istiyor. Bizimle bir gazeteci üzerinden iletişime geçtiler. Gazeteci bizim yönelimimizi biliyor ama köylüler bilmiyor. Biz iki kişi oraya Keskesorlu kimliğimizle gittik, ama yönelimimizi söylemedik. Tek söylediğimiz vicdani ret üzerine de çalışan bir oluşum olduğumuzdu. Vicdani ret üzerinden dayanışma kurduk ve (cinsel yönelimimizle ilgili) açıklama yapmadık. Ama bu insanlar gerçekten muhalif insanlar ve askerlik yapmak istemiyorlar. Açıklasak da nasıl bir tepki alırdık bilmiyorum. Hani uzun uzun düşünmedik üzerine ama açıklamadık da işte… Şu an bilmiyorum doğru mu yaptık yanlış mı, o an öyle davranmamız gerekiyordu, öyle yaptık. Açıklasaydık belki karşımızda bir lubunya da bulabilirdik. Bu aralar mesela “Diyarbakır’daki sapkınlığa dur de” hashtagi çıktı ya. Sanki bizim tek derdimiz buymuş gibi, sanki panelimizin konusu buymuş gibi. Halbuki ne alaka! Biz elbette cinsellik de konuşuruz, konuşuyoruz da. Burada mütevazi olamayacağım, bu konuda epey aşmış bir grubuz. Bu bizim üstünü kapattığımız bir konu asla değil. Ama insanlar LGBTİ deyince sadece cinsellikten bahsettiğimizi düşünüyor. Bizim kimliğimizle ve cinselliğimizle bir sorunumuz yok. Kimliğimizi sadece cinselliğimiz üzerinden de tanımlamıyoruz. Dolayısıyla bizim için bir problem yok. Bunu onlar böyle tanımlayıp problemi de kendileri yaratıyorlar. Ben oraya gittiğimde kapıdan girdiğim an‘heval’imdir ve tamamımdır. Ama bir lezbiyen olarak gidiyorsam hayır!

Keskesorlu kadınlar olarak buradaki feminist örgütlerle iş yaparken heteroseksüel varsayıldığınız oluyor mu? İbneliğinizin konuşulabildiği ortamlar var mı? Kadınlara ilişkin sorunlar konuşulurken lezbiyen, biseksüel veya trans olmanız görülüp, bunun özelde yarattığı sorunlar feminist hareketin gündemine girebiliyor mu?

Fatma: Bu can sıkıcı bir nokta aslında. Kadın örgütleriyle bizim ortak yürüttüğümüz mücadele feminizm aktivizmi ve bu örgütler başka bir kimlik üzerinden politika yapmıyorlar. Biz onların Kürt kimliklerini, kadın kimliklerini, mücadelelerinin tümünü benimsiyorken onlar bizimle sadece ortak paydada kalmak istiyorlar. Diğer paydaya yani bizim cinsel yönelimimiz paydasına geçmek istemiyorlar. Bizim lezbiyen/ biseksüel/ trans kimliğimiz hiçbir şekilde göz önünde bulundurulmuyor. Onlar için “Kadın mücadelesine destek veren kadınlar” ız, kadın mücadelesine destek veren lezbiyenler ya da biseksüeller değil.

Ceylan: Biz de kendi içimizde LGBTİ olma halimizi sürekli konuşmuyoruz. Diğer insanlara da bunu özellikle sorduklarında söylüyoruz.

Fatma: Deneyimlediğim şöyle bir olayı anlatmak istiyorum. DÜÖ-DER var, Dicle Üniversitesi Özgür Öğrenci Derneği. Kürt kimliğinin aktivizmini yürüten öğrencilerden oluşuyor. Normalde ben DÜÖ-DER’in içinde değilim ama onların yaptığı eylemlere Keskesor’u temsilen katılıyorum. Biz onların birçok etkinliğine katıldık. Ama iş bizim LGBTİ bireyi olarak tanımlandığımız bir panele gelince onlardan hiç destek alamadık. Hatta şöyle bir olay yaşandı. Biz dernekleri dolaşıp kitap dağıtıyorduk, son çıkan LGBTİ temalı kitaplar, broşürler vs. DÜODER’e gidip bu kitapları vermek istediğimde almadılar, açıp baktılar, “İhtiyacımız olursa biz sizden isteriz” dediler. Ben de “Hayır ihtiyacınız olursa değil, nasıl bir ihtiyaç olabilir ki, alın kitaplığınıza koyun, inceleyin diye veriyoruz. Lütfen alır mısınız?” dedim. “Bizim bu konuyu hevallerle konuşmamız lazım” dediler ve geri çevirdiler. Ben çok şaşırdım. Kitaplar bende kaldı. Hani üsteledim de biraz, “İncelemediniz bile…” dedim. Halbuki o kitapların arasında Keskesor’un tanıtım broşürü de var. Orada yazıyor Keskesor’un vicdani retçi kimliği, anti militarizmi vs. Ama cevap hayır. Niye? Çünkü o sırada bunların bir önemi yok. Çünkü oraya bir lezbiyen olarak gittim. Ben oraya gittiğimde kapıdan girdiğim an ‘heval’ imdir ve tamamımdır. Ama bir lezbiyen olarak gidiyorsam, hayır.

Sibel: Bu söyleyeceğim şey onların bu tavırlarını haklı çıkarmak için değil ama, bazen bir görüşme ayarlıyorsun ve bu konuda çok açıklama yapma fırsatın olamaya da biliyor. Karşındaki kişiye göre de değişiyor.

Fatma: Benim görüştüğüm insanlar DÜÖDER’in en ılımlı insanlarıydı. Geniş bir vakit de vardı. Ama ben dosyayı çıkardım ‘Keskesor şöyle şöyle, destek vermenizi istiyoruz’ diyecektim ki… Dosyaya baktılar ve hemen “Biz size döneriz” yaptılar.

Ceylan: Normalde onların gelip bizden kaynak istemesi lazımken, ayaklarına kadar gitmişken reddediyorlar. Kürt tarihi, binaların yapımı, işitme engelliler vs. Konu hiç fark etmiyor. Sen onun ayağına kadar bir konuda özelleşmiş kaynakla gidiyorsun, ama reddediyor. Buna çok kızmıştım.

Sibel: Bu konuda bizim kendimize de dönüp bakmamız lazım. Ben de Dicle Üniversitesi’nde okudum. Aslında bizim onlarla sürekli iletişimde olmamız lazım. İçlerindeki lubunyaları da bilmiyoruz.

Fatma: Açılamıyorlar ki zaten!

Sibel: Fatma zaten açılabilseler bize ihtiyaç yok ki. Daha çok birlikte iş yapmamız lazım. Ben aslında bu ilişkilerin bu kadar kurumsal kurulmasına karşıyım. Hani o olay özelinde söylemiyorum, o zaten rezalet… Onlar orda kendilerine bir misyon biçmişler, “Okuldaki sorunlarda biz buradayız” gibi. Gittiğimizde bizi geri çevirmeleri çok kötü.

Ceylan: Burada kişisel bakış açıları da devreye giriyor. Bu DÜÖDER’in ortak tavrı değil bence. Benim Keskesor’un twitter hesabından bir adama sinirlenip küfretmem gibi. DÜÖDER’in bir kesimi vardı, onlarla çok rahat konuşuyorduk mesela. Bu sadece DÜÖDER’e özgü değil. Bir sürü başka kurumla da aynı sorunları yaşıyoruz.

Sibel: Bence de ortak tavır değil. Çünkü biz onlarla ortak işler de yaptık.

Fatma: DÜODER sadece bir örnekti zaten… Bizim erkek arkadaşlarımız da çok feminist.

İçe dönecek olursak, Keskesor’un içindeki tartışmalarda feminist ilkeler geçerli mi? Kendi içinizde hiyerarşi var mı? Lezbiyen, biseksüel, trans/natrans kadınlar Keskesor içinde sözlerini kaygı duymadan söyleyebiliyor mu? Bu konular tartışılıyor mu?

Fatma: Aslında bütün kimlik ve yönelimler eşit. Birbirimize destek oluyoruz. Mesela bir kuruma gidilecekse muhakkak bir kadın bir erkek gidiyoruz. Ya da bir kuruma gidildiğinde erkek arkadaşlarımız kendilerini geri çekiyor. Bu otobüste bir kadına öncelik vermek gibi değil. Mesela biz Keskesor Kadınları diye bir mesaj grubu kurmuştuk. Erkek arkadaşımıza seni de alalım dediğimizde, gayet kibarca o alanın bize ait olduğunu belirtip katılmak istemedi. Bu eşitlik benimsenmiş durumda.

Munzur: Keskesor zaten hiyerarşiye karşı bir oluşum.

Ceylan: Görevlendirme yaparken “Sen biseksüelsin, sen geysin, sen bunu yap, sen şunu yap” demiyoruz. Bizim erkek arkadaşlarımız da çok feminist.

Fatma: Kaldı ki erkek arkadaşlarımız üzerlerine yüklenen erkeklik rollerini de tartışıyorlar.

Munzur: Diyarbakır’da 15 kadar trans kadın var, ama hiçbiri görünür değil. Sadece hayati eylemlerde ya da geceleri görünür oluyorlar. Onlarla zaten çok konuşamıyoruz. Sadece ben varım Keskesor’da trans kadın olarak aktivizm yapan. Biz bir araya geldiğimizde konuştuğumuz şeyler sosyolojik şeyler aslında. Tekil tekil geylik, lezbiyenlik, translık konuşmuyoruz. Savaş halini, yönelimleri vs. daha genel konuşuyoruz. Ancak kişisel problemlerimiz olduğunda kimliklerimiz belirleyici oluyor ve bunları dayanışarak aşmaya çalışıyoruz Dolayısıyla translar açısından da durum eşit. Tek trans kadın olmama rağmen Keskesor’da ötekileştirildiğimi ya da geri plana atıldığımı hiç hissetmiyorum.

Röportajımızın ikinci kısmında; Keskesorlu kadınlardan dinlediğimiz savaşı, savaşın yarattığı erkeklik ve milliyetçilikle baş etme yollarını, artan nefret söylemlerinin LGBTİ’ler üzerindeki etkilerini ve alternatif politikaları aktaracağız. İkinci kısım önümüzdeki hafta Lezbiyen Biseksüel Feministler’de… Takipte kalın!