Yürüyebilecek miyiz, yürüyemeyecek miyiz? Valiliğin ‘güvenlik gerekçesiyle’ yürüyüşü ve basın açıklamasını yasaklaması nedeniyle, 14. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nün nasıl geçeceğine dair sorular ve tahminler bu ikiliğin dışına çıkamıyordu. Üzgün, kızgın, endişeli… Her an farklı bir ruh hâlindeydik. Komitenin on binlerce kişi adına karar alamayacağı aşikâr olsa da herkes yapacakları açıklamaya kulak kesilmişti. Yürüyüşe çağırmak ya da “evlerinize dönün” demek dışında bir ihtimali tahayyül eden pek kimse yoktu ve tartışmalar çoğunlukla bu ikiliğe sıkışıyordu… Ve nihayet, yürüyüşten iki gün önce komitenin metni sosyal medyaya düştü: “Dağılıyoruz!” Beklendiği üzere bir grup insan bu açıklamayı yürüyüşün iptali olarak yorumladı, komiteyi beceriksizlik ve korkaklıkla suçladı; pek çok basın-yayın organında “yürüyüş gerçekleşemeyecek” şeklinde başlıklar atıldı.

19 Haziran Trans Onur Yürüyüşü’nde polis, LGBTİ+ hareketi İ’sine kadar zikrederek yaptığı anonsta “Lütfen dağılın ve hayatın normal akışına dönmesine izin verin” demişti. İktidarın tahakküm aracını elinden alıp direnişimizin bir parçası hâline getirmek, varoluşumuza hakaret etmek için kullanılan ibne ve dönme sözcüklerini yapıbozuma uğratan bu hareket için yabancı bir eylem değil. Dağılma çağrısının ne ifade ettiği çok açık olmasa da pek çok insan bu metnin işaret ettiği hareketliliği anladı ve bir parçası oldu. Yürüyoruz denseydi güvenlik kaygıları ve benzeri sebeplerle evinde kalmayı tercih edecek (ve belki gün boyu içi içini yiyecek) bir sürü insan için eyleme katılmayı teşvik eden bir çağrı oldu.

14. İstanbul LGBTİ+ Onur “Dağılması”, mevcut sokak siyasetinin pek de aşina olmadığı bir eylem biçimiydi. Gündelik hayatımızın akışını değiştiren Gezi günlerini hatırlatan zapt edilemez bir yaratıcılık hakimdi gün boyu ortama. Karar ve inisiyatifin tek bir merkezde toplanmaması, eylemlerin eş zamanlılığını ve çokluğunu mümkün kıldı. Her yıl saat 17:00’de yapılan kitlesel yürüyüşün yerini pek çok farklı noktada okunan basın açıklamaları, İstiklal’in her yerinde aniden açılan devasa gökkuşağı bayrakları, farklı farklı sokaklarda öngörülemez şekilde ortaya çıkan eylemlilikler ve müzik yayınları aldı.

Bir otoriteden izin almayan ve kendiliğinden gelişen eylemler yoluyla, bu yılın teması olarak belirlenen “örgütleniyoruz” ve ardından gelen “dağılıyoruz” çağrılarının birbiriyle çelişmediğini gösterdik. Lezbiyen Biseksüel Feministler olarak biz de kalabalıklaştığımız ve örgütlülüğümüzü pekiştirdiğimiz bir hafta geçirdik. Bu yıl 24. kez düzenlenen onur haftası kapsamında yer alan “Feminizmin O Biçimi” forumumuz ve “Flört Kuşağı” atölyemizde LezBiFem ile ilk kez ilişkilenen bir sürü yeni arkadaşımızla eylem günü de bir aradaydık; sürprizlerimizle gün boyu hem Kliton yayınında hem de sokaklardaydık. Bunu derken, o gün tedirginlik yaşayıp da sokağa çıkmayanlara bir kahramanlık destanından mahrum kaldıklarını söylemek ve çoğunlukla erillik atfedilen o cesur figürü yüceltmek niyetinde değiliz. Çünkü bizi sokağa çıkaran şey; arzularımız ve sevinçlerimiz kadar korkularımızı ve yaralarımızı da yargılanma kaygısı yaşamadan paylaşabildiğimiz bu yan yanalık oldu.

Bu yıl not düşülmesi gereken bir diğer şey ise, iktidarın “kabahatler kanunu” adı altında trans kadınlara yıllardır yaşattığı hak ihlalini, hareket güçlendikçe farklı bahanelerle daha geniş kitlelere uygulayabileceğini görmemiz oldu. Özellikle günün ilk gözaltılarında alenen gördük ki LGBTİ+ varoluş ve gökkuşağı bayrağı kolluk kuvvetleri tarafından tehdit unsuru olarak tercüme edilebiliyor. Devletin LGBTİ+’ları örgütlü bir hareket olarak tanıması şeklinde yorumlayabileceğimiz bu duruma sevinsek mi üzülsek mi bilmiyoruz ama biz direniş biçimlerimizi bu yılki kıvraklıkla çoğaltmaya devam ettikçe onlar da afallamaya; İstiklal Caddesi’ne dağılan boyaların etrafını barikatlarla çevirmeye, havada uçuşan konfetileri slogancılarla beraber ‘almaya’ çalışmaya devam edecekler.

Yıllardan beri dediğimiz gibi “her yerdeyiz”; bu yıl, öncekilerden farklı olarak bunu gösterebilmenin yeni yollarını bulduk belki de… “Dağılıyoruz” diyerek, LGBTİ+ görünürlüğünü artırmak isteyen herkesin kendi imkanları dahilinde parçası olabildiği bir yöntem denendi. Hem karşımızdaki hem de hareket içindeki iktidar odaklarının elinin yettiğinden ötesine ulaşan bir çağrı mıydı, şimdiden kestirmek zor olabilir ama dağınıklık hiç bu kadar politik olmamıştı. Gülücük.

Denzi – Nazlı